Burun ve Sinüs Tümörleri ,Baş boyun bölgesindeki diğer tümörlere göre oldukça seyrek görülen burun ve sinüs tümörleri, genellikle geç fark edilmelerinden dolayı teşhis ve tedavi açısından önem arz ederler. Erkeklerde kadınlardan yaklaşık iki kat daha sıktır ve 50-70 yaş grubunda fazladır. Tedaviye cevap vermeyen sinüzitlerde akla gelmelidir ve kanser de olsa başlangıçta hastalığa ait özel bulgular olmadığı için teşhis edilmesi gecikmektedir. Bu bölgeye ait tümörlerin %80’i maksiller sinüs dediğimiz her iki yanak cildi arkasındaki sinüs boşluklarından kaynaklanır ve tümör tipi olarak da yine %80 oranında sinüs boşluklarını döşeyen mukozadan (yassı epitel hücresi kanser) köken alan tümörler görülmektedir. Genelde tümör sinüs boşluklarının dışına çıkmadan belirti vermez, bu nedenle, sıklıkla hekime başvuru nedeni olan burun akıntısı, burun tıkanıklığı, burun kanaması gibi şikayetler normal bir sinüzitte de görülebileceği için, başlangıçta kanserin anlaşılması güç olur ve teşhis koymada 6-12 aya varan gecikmeler görülebilir.

Burun ve Sinüs Tümörleri Olan Hastalarda sık görülen şikayetler nelerdir?
Burun tıkanıklığı ve akıntısı, yüzde ağrı, burun kanaması, tümörün göze baskı yapması sonucu çift görme, görme kaybı, gözün öne itilmesi, etraf kemik ve yumuşak dokulara yayılım olması durumunda yüzde asimetri yapan kitle, çiğneme kaslarının tutulumu ile çene açmada zorluk, damak tutulumu olmuşsa ağız içinde şişlik, dişlerde sallanma veya dökülme, yüz cildinde hissizlik ve boyun bölgesi lenf bezlerine yayılırsa boyunda şişlik gibi belirtilerle karşımıza çıkarlar.
Burun ve Sinüs Tümörleri Teşhis hangi yöntemlerle konur?
Teşhiste ilk adım şüphelenmektir. Hastanın hikayesinde özellikle tedaviye cevap vermeyen burun tıkanıklığı, burun kanaması ve ağrı gibi şikayetler varsa kanser açısından uyanık olunmalıdır. Tam bir KBB muayenesi yapılmalı, buna ilave olarak göz ve nörolojik sistemler de detaylı bir şekilde incelenmelidir.
Radyolojik görüntüleme olarak ilk tercih Bilgisayarlı Tomografidir. Bu yöntemle kemik yapının durumu, tümör ile tutulu olup olmadığı değerlendirilir. MR görüntüleme ile yumuşak dokular değerlendirilir ve iltihabi doku-tümör ayırımı daha doğru bir şekilde yapılır.
Burun içine yapılacak endoskopik muayenede veya ağız içi muayenesinde şüpheli dokularla karşılaşılırsa, bu durumda biyopsi alınmalıdır. Biyopsi alma işleminin radyolojik incelemelerden sonra yapılması daha uygun bir yaklaşım olacaktır. Tümör dokusu genelde kapalı sinüs boşlukları içinde olduğu için her zaman muayene ile karşımıza çıkmayabilir ve ancak radyolojik görüntülemelerle varlığı tespit edilir. Böyle durumlarda biyopsinin ameliyathane şartlarında yapılması gerekebilir.
Burun ve Sinüs Tümörleri Tedavi metotları ve bu tedavilerdeki başarı şansı nedir?
Burun ve sinüslerin iyi huylu tümörlerinde ideal tedavi, cerrahi olarak bu tümörlerin çıkartılmasıdır. Yapılacak ameliyatın tipi, tümörün yerleştiği sinüse göre değişir ve yüz bölgesinden bir kesi yaparak açık cerrahi ile veya burun içinden ve herhangi bir kesi izi olmaksızın endoskopik sinüs cerrahisi ile gerçekleştirilebilir.
Kötü huylu tümörlerde sınırları geniş bir cerrahi ve ameliyattan sonra da çoğunlukla radyoterapi (ışın tedavisi) uygulanması gerekir. Bazen radyoterapi ile birlikte kemoterapi de cerrahi sonrası tedaviye ilave edilmektedir. Sinüs tümörlerinin %75’i ileri evrede yakalandığı için kullanılacak cerrahi yöntemin bir takım kozmetik kötü sonuçları da olabilir. Bazı ileri evre tümörlerde göz tutulumu da varsa eğer, o taraf göz küresinin de ameliyata dahil edilerek çıkarılması gerekir. Erken evrede teşhis edilen sinüs tümörlerinde yüz bölgesinden herhangi bir kesi yapmaksızın burun içinden fonksiyonel endoskopik sinüs cerrahisi (FESS) dediğimiz yöntemle tümörün çıkarılması mümkündür. İleri evre tümörler için kullanılan klasik cerrahi yöntemlerde ise tümörün çıkarılabilmesi için burun kenarı yüz derisinden, üst dudaktan ve ağız içinden, alın derisinden veya saçlı deriden geçen kesiler yapılması gerekir. Bu da kötü kozmetik sonuçlar doğurur.
Özellikle ileri evre tümörlerde %60 civarında bir nüks oluşumu bildirilmektedir. Bu hastalarda 5 yıllık sağ kalım oranı tek başına radyoterapi alanlarda %25 civarı iken, cerrahi ve radyoterapinin birlikte uygulandığı olgularda %45’e çıkmaktadır.


